Kadına Yönelik Şiddetin Nedenleri ve Sonuçları

Kadına Yönelik Şiddetin Nedenleri ve Sonuçları

Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre ülke sınırları içinde yaşayan herkesin, sağlıklı bir çevrede yaşayabilmesi bir devlet görevidir. Biyolojik ve fiziksel çevrenin yanında sosyal çevrenin de sağlıklı olması bireyin en temel anayasal hakkıdır. Sağlıklı bir sosyal çevrenin oluşması ve sürdürülmesinin önündeki en büyük engellerden biri bireysel ve toplumsal şiddettir. "Herkese Sağlık Türkiye Hedefleri'ne" göre 2020 yılında aile içi, cinsiyetle ilgili ve organize şiddete bağlı yaralanma, sakatlık ve ölümlerin en az %25 azaltılması planlanmıştır.

Şiddet nedir

Genel anlamda şiddet sahip olunan güç veya kudretin, yaralanma ve kayıpla sonlanan veya sonlanma olasılığı yüksek bîr biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba veya bir topluma karşı tehdit yoluyla ya da bizzat uygulanmasıdır (DSÖ, 1996) (Vıolence Against Women,1996)

Saldırgan Davranışların Sık Görüldüğü Durumlar

--  16-25 yaş arası erkeklerde sıktır.
--  Aile içi şiddetin yaygın olması sebebiyle evli kadın ve erkekler arasında saldırgan davranışlar daha sık görülmektedir.
--  Bireylerin yaşamında yakın zamanda ortaya çıkan büyük değişiklikler, artmış stresin yanında artmış iç gerilim ve bıkkınlık yaratabilmektedir. Bireyde içsel baskı hissi, bıkkınlık, öfke ve her an patlayabilir durumda bulunmak da şiddet içeren davranışların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
--  Bireyin gerilimini artıran olay ve kişilerde şiddeti tetiklemektedir.
--  Bireyin yaşama bakışının iyimser ya da kötümser olması da yineleyici şiddet olaylarında etkilidir.
--  Bireyin şiddet konusundaki düşünce ve fantezilerinin bulunması da önemlidir.
--  Bireyin silahlara kolay ulaşabilir olması, onlara aşinalığının bulunmasının yanında silahlarla ilgili belirli planlarının bulunması önemlidir.
--  Uyuşturucu ve alkol kullanımı da saldırgan davranışlar açısından risk içermektedir.  
 
Şiddet En Fazla Hangi Grupları Etkiler

Saldırganlık, şiddet eylemleri kargaşa ve terör toplumun bütününü derinden etkiler. Ancak şiddet açısından en fazla risk altında olanlar 30 yas altı çocuklu kadınlar, kız çocukları, adölesan kızlar ile HIV (+) kadınlar olmak üzere her yastaki kadınlar, bütün çocuklar, yaşlılar, özürlüler, evsizler, mülteciler, göçmenler, etnik azınlık mensuplarıdır (Violence Against Women, 1997).  
 
Şiddetin Boyutları Nedir

21. yüzyılın başında dünyada meydana gelen ölümlerin %4'ünün nedeni intihar veya cinayettir. Yapılan tahminlere göre 1998 yılında yaralanmalara bağlı meydana gelen 5.8 milyon ölüm olayının 2.3 milyonu şiddete bağlıdır. Cinayet ve şiddet tüm yaralanmaya bağlı ölümlerin %13'ünü, intiharlar %16'sını, savaşlara bağlı ölümler ise %10'unu oluşturmaktadır Cinayet ve şiddet olayları 1998'de tüm dünyada prematür ölümler ve özürlülüğe bağlı sağlık kayıplarının (DALY) %10, intiharlar %10, savaşlar ise yine %10'undan sorumludur Ailenin iyilik halinde bozulmanın yanında toplumların, daha iyi bir sağlık düzeyine ulaşmasını ve sürdürülebilir sosyal gelişmeyi de engelleyen şiddet giderek tırmanan bir sağlık sorunudur. 1990'da tüm dünyada DALY'e bağlı kayıplar içinde cinayet, intihar ve savaşlar 16, 17 ve 18. sırada yer alırken, 2020'de savaşların 8. sıraya, kişiler arası şiddetin 12. sıraya, kendine yönelik şiddetin ise 14. sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir (Violence and Health, 2000).

Toplumsal Yaşamda Rastlanan Şiddet Şekilleri

Kendine dönük şiddet: intihar, bedene zarar verici uygulamalar

Kişiler arası  şiddet: Kadına, çocuğa, yaşlıya  yönelik  şiddet,  flört  şiddeti (dating), aile içi şiddet.

Organize şiddet:  Uluslararası şiddet, kolektif şiddet, politik şiddet,  iktidar şiddeti, iktidara karşı şiddet.

Medya Şiddeti: Yazılı ve görsel basında şiddet içeren görüntü, ses ve yazı ile ortaya çıkan şiddet.

Diğer şiddet şekilleri: Çete şiddeti, kan davaları, sokak şiddeti, insan ve organ ticareti, pornografi, homoseksüel ve lezbiyenlere yönelik şiddet, azınlıklara yönelik şiddet, işyerinde, okulda ve spor olaylarında şiddet (Subaşı, 2001).

Bu şiddet türleri içinde kadına yönelik şiddet en sık görülen şiddet tipidir. 
 
Kadına Yönelik Şiddet Nedir

Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır (DSÖ, 1993) (Violence Against Women, 1996).

Kadına Yönelik Şiddet Türleri

Kadına yönelik şiddet, yaşam döngüsü içinde ele alındığında, daha konsepsiyon öncesi dönemde başlamaktadır. Aile içinde sahip olunacak çocuğun cinsiyetinin kız çocuklar aleyhine belirlenmesi, kız bebeklerin öldürülmesi, kız çocuklarının cinsel istismarı, dövülmesi, çeyiz, başlık parası, namus cinayetleri, flörtte şiddet, evlilikte hırpalanma, dayak tecavüz, ekonomik ve psikolojik baskı, genital mutilasyon ve diğer cinsel organlara zarar verici uygulamalar, işyerinde ve diğer kurumlarda cinsel ve psikolojik şiddet, kadın ticareti, fahişeliğe zorlama, yaşlılıkta fiziksel, cinsel ve psikolojik saldırıya uğrama, cinayete kurban gitme şeklinde gerçekleşmektedir (Heisse, 1994).

Kadına Yönelik Şiddetin Görülme Sıklığı

Kadına yönelik şiddet türlerinin en sık görülen şekli, kadının birlikte olduğu kişi tarafından istismar edilmesidir. Kadına yönelik şiddet, yapılan antropolojik çalışmalara göre Papua Yeni Gine'de bazı yerli toplulukları dışında dünyada neredeyse her toplumda görülmektedir.

Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda görüşülen kadınların birbirine benzer şekilde üçte bir ile üçte ikisinin eşi tarafından dövüldüğünü beyan ettiği görülmektedir. (Heisse. 1993).

1998 ABD Ulusal Kadına Yönelik Şiddet Araştırmasına (National Violence Against Women Study, NVAW) göre araştırmaya katılan 8000 kadından %.52'si çocukluğunda bir yetişkinin fiziksel saldırısına uğramıştır. %2'si ise son 12 ay içinde fiziksel şiddete maruz kalmıştır.Bu araştırmaya göre ABD'de  her yıl 1.9 milyon kadın  şiddetle karşılaşmaktadır (Tjadn & Thoennes,1998). Öldürülen kadınların %30-40'nın katili ya o anki ya da eskiden birlikte olduğu erkektir. Kadınların %25-45'i gebeliğinde dövülmüştür(Barrier, 1998). ABD'de aile içi şiddet 15-44 yaş grubu kadınlar arasında en önemli ikinci yaralanma nedenidir (Barrier, 1998). ABD'de kadına yönelik şiddetin doğrudan maliyeti yıllık 3-5 milyar dolar iken, ülke ekonomisi üzerinde dolaylı olarak100 milyar dolarlık bir yük oluşturmaktadır (Lowdermilk et aI,2000)
 

Türkiye'de kadına yönelik şiddetin araştırılmasına yönelik çalışmaların geçmişi kısadır ve sayıları oldukça sınırlıdır. Bu konudaki ilk çalışma bir kamuoyu şirketi olan PlAR tarafından 1988'de yapılmış ve kadına yönelik şiddet sıklığı %75 olarak bulunmuştur.
 

Esmer ve arkadaşlarının (1991) 116 çift ile yaptığı çalışmaya göre çiftlerin%55'i kadının dayağı hak ettiği durumlar olabileceğini, %28'i ise dayak yiyen kadının bunu hak ettiğini düşünmektedir (llkkaracan,1996). Aile Araştırma Kurumu'nun 1993'te 2479 kadınla yaptığı çalışmada ise kadına yönelik şiddet sıklığı %30, 1147 erkek arasında ise %34 olarak saptanmıştır. Sözel şiddet sıklığı kentsel bölgede %62, kırsal alanda ise %49 olarak saptanmıştır (T.C. Aile Araştırma Kurumu, 1997), Aile Araştırma Kurumu'nun Ankara, İstanbul ve İzmir'de 1070 hanede yaptığı çalışmaya göre ise fiziksel şiddet sıklığı %21.2 bulunmuştur. Şiddet nedeniyle hastaneye başvuranların oranı ise %11.2'dir.

Aile Araştırma Kurumu'nun 1997 tarihli çalışmasında bütün ülke genelindeki 2578 hanede kadına yönelik fiziksel şiddet sıklığı %16.5, sözel şiddet sıklığı %12.3 olarak bulunmuştur (T.C. Aile Araştırma Kurumu, 1997). Kadına yönelik şiddet her ırktan, her etnik kökenden, her dinsel ve sosyoekonomik düzeyden kadını etkilemektedir. Ancak tecavüze uğradığını veya dövüldüğünü söyleyen kadınların sıklığında bu değişkenlere göre farklılık görülmektedir. Damgalanma, dışlanma korkusu bildirimlerin olduğundan daha az yapılmasına neden olmaktadır. 
 
Şiddet eğilimi olan erkeğin özellikleri (Lowdermilk et al, 2000)

Kadına yönelik şiddeti uygulayanların çok büyük bir kısmı erkeklerdir. Bu kişiler kadının eşi, flörtü, babası ağabeysi ya da akrabalar içindeki diğer erkeklerdir. Bu kişilerin özellikleri şu şekilde sıralanabilir.

-- Düşük benlik saygısı
-- Sıklıkla terk edilme, kayıplar, yardımsızlık, bağımlılık, güvenlik duygusunda azalma, mahremiyet ile ilgili sorunlar yaşamaktadır.
-- Kişilik bozukluğu tanısı alanlara sık rastlanmaktadır.
-- Engellenmeye karşı düşük tolerans gösterirler (kolayca sükûnetini kaybeder)
-- istismar ve şiddetin bulunduğu ailelerde büyümüşlerdir
-- Kendi davranışları ile ilgili inkar, küçümseme, iddiacı ve yalana yönelme şeklinde bir tutum içindedirler
-- Şiddet konusundaki görüşlerine bütün dünyanın katıldığını ve şiddetin günlük hayatla başetme yollarından biri olduğu görüşündedir.
-- Empati yapma yeteneği zayıftır.
-- Kadın ve erkek davranışları konusunda katıdırlar (cinsiyet rolleri).
-- Sıklıkla kendisini "özel" olarak görmekte, koruyucu ve bakım verici olarak özel ilgiye hakkı olduğunu düşünmektedir.
-- Madde bağımlılığı sık görülür.
-- Anormal düzeyde kıskançtır (örneğin, birlikte olduğu kişinin sürekli kendisiyle birlikte olmasını veya nereye giderse gitsin, haber vermesini  bekler)

Tarihsel Gelişim

Eski Roma'da erkekler eşlerini dövebilir, boşayabilirdi, zina, toplum içinde sarhoşluk ya da halka açık oyunlara gitmek gibi nedenlerle öldürme hakkına sahipti. 1700'lü yıllarda İngiltere'de yasalar kocaya doğru yoldan ayrılan karısını fiziksel olarak cezalandırma hakkını vermekteydi. Bu uygulama ondokuzuncu yüzyılda ABD'de yapılmıştır. Kadının aşağılanması, güçler arasındaki eşitsizlik, kadının mal olarak görülmesi, cinsiyetçi rollerin dayatılması, erkeğin saldırgan davranışlarına onay verilmesi kadının ikinci sınıf insan sayılması baskın konumundaki erkeğe bağımlılığın sürmesini sağlamaktadır. Güç eşitsizliği ve "aile meseleleri" nin karışılmaması gereken özel hayat sayılmasının yanında sağlık ve adalet sisteminde görev yapanlar da 1960'lı yıllara kadar kadına yönelik şiddeti görmezden gelmiştir. 1970'li yıllardaki kadın hareketi kadının toplumda yaşadığı her türlü şiddete dikkat çekilmesini sağlamıştır (Lowdermilk, 2000; llkaracan, 1996; T.C. Aile Araştırma Kurumu, 1997).

Kadına Yönelik Şiddetin Nedenleri

Erkeklerin kadınlara şiddet uygulama nedenleri psikolojik, biyolojik, sosyolojik ve feminist açıdan incelendiğinde şiddet ve saldırganlığa nedenlerine benzer açıklamalar yapılmaktadır. Psikolojik açıdan bakıldığında erken psikoanalitik teoriye göre onaylanan temel bir iç güdü olarak kabul edilen saldırganlık, başarı ve üstünlük sağlamakta ve erkeklerde olumlu bir güç olarak cesaret , güçlü olma, enerji, ataklık, vs anlamına gelmektedir (Lowdermik et, al., 2000). Psikoanalitik teori toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili beklentileri artırıcı etki yaparken, kadın saldırganlığını olumsuz karşılamakta, saldırgan kadınları düşmanca duygular içinde ve kavgacı kişiler olarak değerlendirmektedir.

O'Leary İse saldırganlığı sözel saldırganlıktan (bağırma, isim takma) başlayıp fiziksel saldırganlığın hafif sekililerinden (itme, tokat atma) gerçek şiddet davranışına (dövmek, yumruk atmak) ve uç olaylara (cinayet) kadar giden bir süreç olarak görmektedir. Bu değerlendirme şeklinin, tedavi sürecine ve çalışmalara dahil edilebileceğini iddia etmektedir, yapılan ampirik çalışmalara göre gerçekten de her kategorideki davranışlar ve nedenleri farklıdır
                                       
Saldırganlığın  Nedenleri

1-Sözel Saldırganlık                                                    

Kontrol Gereksinimi, Gücün Kötüye Kullanımı
Kıskançlık, Eşler arası uyumsuzluk 
 
2-Fiziksel Saldırganlık

Şiddeti bir kontrol yöntemi  olarak benimsemek,
Fiziksel saldırganlığı model olarak almak,
Çocukken istismar edilmiş olmak
Aşırı alkol kullanımı

3-Aşırı Saldırganlık

Kişilik bozukluğu.
Duygusal Labilite,
Azalmış benlik saygısı,

Saldırgan Kişilik Özellikleri

Bir diğer psikolojik yaklaşım ise şiddet uygulayan kişilerin ruhsal bozukluğu olan veya bir şekilde dengesi bozulan kişiler olduğudur. Bu yaklaşıma göre kurbanlar masum ve savunmasızdır (Gelles,1993). Kabul görmeyen bu yaklaşıma göre şiddet olayları sadece "normal" olmayan bireyler arasına ortaya çıkmaktadır. Oysa ruhsal bozukluğa şiddet olaylarının sadece %10'unda rastlanmaktadır. Bazı çalışmalara göre ise anti sosyal ve borderline kişilik bozukluklarına şiddet uygulayan erkeklerde daha sık rastlanmaktadır (Else et al., 1993). Alkol kullanımının saldırganlar arasında yaygın olduğu görülmektedir. Ancak alkol şiddetin esas nedeni olarak değerlendirilmemektedir. Şiddet uygulayanların tanı koydurucu özellikleri bulunmamaktadır. Ancak bazı kişilik özellikleri olduğundan söz edilebilir. Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumun erkeğin saldırgan olmasını destekler iken kadınlardan şiddet içeren davranışlar  sergilememesinin beklendiği görülür. Bu nedenle erkek saldırganlığı adalet sistemi içinde dahi daha kabul gören, daha az stigmatizasyona uğrayan bir davranış biçimidir.

Aile yapısı sıklıkla şiddet içeren davranışların ortaya çıkışında etkili olmaktadır. Aile üyelerinin rollerinin iyi tanımlanmamış olması, birlikte geçirilen zaman, ailenin kendine özel yapısı, duygusal paylaşımın yoğunluğu, ailede stres ve çatışma yaratan olayların varlığı önemlidir (Gelles,1993). Şiddet davranışı kuşaktan kuşağa geçiş gösteren hem kadın hem de erkeklerin öğrendiği bir olgudur, istismara uğrayan çocukların %30'u yetişkinliğinde şiddet kullanırken, uğramayanlarda bu risk sadece %2-4'tür (Gelles, 1995).

Yoksunluk ve baskı şiddet davranışının ortaya çıkışında önemli bulunmuştur (Gelles 1993, 1995; Hanrahan et al., 1993) Düşük gelir düzeyi ile beraberinde yaşanan stres ve kısıtlı kaynaklar şiddet riskini artırırlar. Şiddet atakları işsiz veya prestiji düşük işlerde çalışanlar arasında daha dramatik olmaktadır (Gelles, 1993).

Feminist bakış açısına göre ise kadına yönelik şiddet cinsiyetçi ve güç odaklıdır. Gerçektende bir çok olayda güç ve kontrol mekanizmalarının şiddete yol açan temel olaylar olduğu görülmüştür (Yllo, 1993). Maçoluk veya kompulsiv maskulinite aile içinde kadına yönelik şiddet ile ilişkili bulunmuştur. Maçolukta geleneksel erkek değerleri olan sertlik ve haşinlik vurgulanmaktadır (Campbell, Fishvvick, 1993).

Kadına yönelik şiddetin genel olarak toplumların erkek egemen yapısından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda toplumsal, hukuksal, ekonomik, geleneksel, siyasal ve eğitimsel yapısı içinde kadının ayrımcılığa uğradığından ve kadının erkeğe bağımlı kılındığından söz edilmektedir. Erkeğin yasalardan ve ataerkil geleneklerden kaynaklanan üstün konumunu, kadının erkeğe hizmet etmesi, ve erkeğin alınacak kararlarda söz sahibi olmasını "doğal" gören bir bakış açısına sahip olması şiddeti beslemektedir (llkaracan, 1996).

Şiddete Maruz Kalan Kadınların Özellikleri

Birlikte olduğu erkeğin kadına uyguladığı şiddet yaş, sosyoekonomik durum, din, etnik kökenden etkilenmemektedir. Ancak gebelik, bekarlık ve boşanmış olmak veya eşinden ayrı yaşamak kadının şiddet görme riskini artırmaktadır. Şiddet gören kadın duygusal acıdan katı bir aile ortamında pasif olmaya yöneltilmiştir, sosyal açıdan yalnızdır, şiddetin bütün ailelerde olduğuna inanmaktadır, saldırganın davranışlarından kendini sorumlu tutmaktadır, onun bir gün değişeceğine dair inancını hiç kaybetmez, bu nedenle itaatkardır, Özbenlik saygısı az ve bağımlı kişilik özelliği olan bu kadınlar, oldukça ciddi fizyolojik ve psikolojik sorunları olmasına karşılık, yaşadıkları şiddeti inkar etme eğilimindedir, aile içi ve çevresindeki rolü gelenekselcidir (Wodarski, 1987). Lenore Walker'a göre eşler arasındaki şiddet bir döngü içerisinde gerçekleşmektedir. Şiddet döngüsü genelde eşler arasında sürekli bulunan bir gerilimin giderek artması ve şiddetin tetikleyicisi (trigger) adı verilen erkeğin sözünü tutmama, yemeğin vaktinde hazır olmaması, ev ve çocuklarla yeterince ilgilenmeme, kocaya kız arkadaşları ve para ile ilgili sorular sorma, kocanın izni olmadan bir yere gitme, erkeğin cinsel isteklerini  reddetme, kadının sadakatine duyulan güvensizlik gibi nedenlerle yaşanan bir artmış gerilim, suçlama ve tartışma süreci arkasından gelen dayak aşaması ki tekmeleme, itme, tokatlama, sarsma, çeşitli obje ve silahların kullanımı vardır. Cinsel istismar, sözel  tehdit ve istismarda bu dönemde söz konusudur. Patlama sürecinin arkasından balayı dönemi adı verilen sakin dönem gelir ki bu dönemin süresi zaman içinde kısalma eğilimindedir. Erkeğin şiddeti inkar etme, içkili olmaya bağlaması söz konusudur. Erkek bu dönemde üzgün olduğunu ve bir daha asla tekrarlanmayacağına dair söz vermektedir. (Subaşı, 2001; Lowdermilk, 2000)

Şiddetin Kadın Sağlığı Üzerine Etkileri

Kadına yönelik şiddet kadın sağlığını olumsuz etkilemekte, bütün sağlık sistemleri üzerinde global bir yük oluşturmaktadır,. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre şiddet gören kadınların sağlık harcamaları 2.5 kat, sağlık kuruluşlarına başvurusu ise 2 kat artmış olarak bulunmuştur (Violence Against Women, 1996).

Şiddetin Kadın Sağlığı Üzerindeki Ölümcül Olmayan Etkileri

Sadece kadın olmaları nedeniyle uğradıkları şiddet nedeniyle üreme çağındaki kadınların sağlıklı yaşanacak yıllarının %5-%16'sını kaybettikleri belirtilmektedir. Şiddet sadece bir sağlık sorunu değil aynı zamanda sağlığı olumsuz etkileyen bir risk faktörü olarak da ele alınmaktadır. Kadına yönelik şiddet kesi, kırık, iç organ yaralanmaları, organ kayıpları, kalıcı sakatlıklarla, istenmeyen gebeliklere, HIV dâhil cinsel yolla bulaşan hastalıklara, PID ve düşüklere neden olabilmektedir. Ayrıca şiddet gören kadınlarda kronik pelvik ağrı, astma ve baş ağrıları sık görülen sağlık sorunlarıdır. Şiddet gören kadınlarda madde kötüye kullanımı, korunmasız cinsel ilişkide bulunma gibi kendine zarar verici davranışlar sik rastlanmaktadır. Şiddet gören kadınlarda depresyon, korku, anksiyete, azalmış özbenlik saygısı, cinsel işlevlerde bozukluklar, yeme problemleri, obsesif-kompulsif davranış bozukluklarıyla, post travmatik stres bozukluğu gibi ruhsal sorunlar da sık görülmektedir (Violence Against Women, 1996).

Şiddetin Kadın Sağlığı Üzerindeki Ölümcül Etkileri

Şiddet kadını intihara sürükleyebilmekte, cinayete kurban gitmesine neden olabilmektedir. Ayrıca şiddet, anne ölümlerini arttırmakta, HIV/AIDS'in yayılmasına neden olabilmektedir.

Şiddetin fiziksel ve ruhsal sağlık sonuçları sosyal ve duygusal olarak bireyin, ailenin ve toplumun tümünü etkilemektedir. Kısa ve uzun vadede düşünüldüğünde şiddetin etkileri kadının mesleki ve kariyer yaşamını olumsuz etkileyerek veya sona erdirirken, onu yoksulluğa ve ekonomik bağımsızlığını kaybetmeye itecektir. Eğer şiddet aile içinde yaşanıyorsa, aile yaşamı tahrip olurken, çocuklar yoksulluk yaşayacak ve aile yaşamına olan güven ve inançlarını kaybedeceklerdir (Violence Against Women, 1996; WHO, 1998). 

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :