İnsan Haklarının Korunması

İnsan Haklarının Korunması

İnsan hakları, insan onuruna yakışır bir hayat sürmek için, doğuştan hak ettiğimiz ve devlet tarafından tanınıp güvence altına alınan haklardır. Bu haklardan yararlanabilecek koşulları sağlamak devletin temel görevidir. Devlet bu haklardan herkesin yararlanması için gerekli koşulları sağlamak zorunda olduğu gibi, bu haklara gereğinden fazla müdahale etmemek ve diğer kişilerden gelecek haksız müdahaleleri önlemek sorumluğu altındadır. Dolayısıyla insan haklarının korunması denilince, hem devletin bu haklara gereğinden fazla müdahale etmemesi hem de üçüncü kişiler tarafından gelecek haksız müdahaleleri önleme görevi anlaşılmaktadır.

Sahip olduğumuz her hak, bizim belli bir yaşam alanımızı koruma altına almaktadır. Yaşama hakkı denildiğinde, hiçbir şekilde bir başkası tarafından öldürülmemeyi, düşünce özgürlüğü denilince düşündüklerimizi ifade edebilmeyi, inanç özgürlüğü denilince inançlarımızın gereğini yapabilmeyi koruma altına almış olmaktayız. Her hakkın bize sağladığı bu koruma alanına, dışarıdan gelecek her haksız müdahale, o hakkın ihlal edildiği anlamına gelmektedir. Bu haksız müdahale devlet tarafında hukuku kullanarak olabileceği gibi, devletin sağladığı yasal korumaya rağmen üçüncü kişilerin haksız müdahalelerinden de kaynaklanabilir. Dolayısıyla insan haklarının korunmasında iki nokta çok önemlidir. Birincisi, her bir hakkın bireylere sağladığı koruma alanının ne olduğunun belirlenmesi; ikincisi, bu alana yapılacak her türlü haksız müdahalenin önlenmesi ve haksız müdahaleler gerçekleştiğinde derhal son verilmesidir.

Her bir hakkın bireylere sağladığı koruma alanının ne olduğu, başta uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasalarla belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu belgelerde haklar tanınırken, haklara yapılacak müdahalelerin sınırları, istisnaları ve güvenceleri gösterilmeye çalışılarak koruma alanına ilişkin temel noktalar belirlenmektedir. Bu temel noktalardan hareket ederek çıkarılan yasalarla, koruma alanının sınırları daha da belirginleştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak yasalarla, sözleşmeler ya da anayasada tanınan hakların koruma alanı gereğinden fazla daraltılırsa, yasama organının, hakları ihlalinden söz edilir. Bunun önüne geçmek için, başta Anayasa Mahkemeleri kurularak, anayasaya aykırı bir şekilde özgürlükleri sınırlayan yasaların iptali sağlanmaktadır. Dolayısıyla hakların koruma alanlarının belirlenmesinde, yargının da çok önemli yeri vardır. Yargısal içtihatlar yoluyla, her hakkın sağladığı koruma alanının somutlaştırılmasına yardımcı olunmakta ve bu alanı ihlal eden, yasalar ve diğer işlemler iptal edilmektedir.

İnsan hakları sözleşmeleri, anayasalar, yasalar ve yargı içtihatları ile her hakkın sağladığı koruma alanı somutlaştırılmakta ve bireylerin haklardan yararlanabileceği alanlar tespit edilmektedir. İşte sahip olduğumuz hakların bize sağladığı koruma alanları içinde onlardan serbestçe yararlanmamız, yasal çerçevede özgürlük alanımızı oluşturmaktadır. İnsan haklarının bize sağladığı bu özgürlük alanının haksız müdahalelerden korunması, insan haklarının korunması mücadelesini doğurmaktadır. Özgürlük alanını koruma görevi, başta devletin sorumluluğu altındadır. Çünkü devletin varlığını meşru kılan en önemli nedenlerin başında, bireylerin sahip olduğu özgürlük alanının korunmasına olan ihtiyaç gelmektedir. Eğer devlet özgürlükleri korumak yerine, onlar için bir tehdit haline gelmişse, devletin meşruluğu sorgulanır hale gelecektir. Bu nedenle günümüz modern devletleri insan haklarını korumak için başta yargısal mekanizmalar olmak üzere, idari mekanizmalar kurmakta ve özellikle insan haklarını korumaya özgü, özel insan hakları kurumları oluşturmaktadır. Türkiye de bu nitelikte oluşturulan kurumların başında İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları gelmektedir.

İnsan haklarının korunmasında ulusal koruma esas olmakla birlikte, devletlerin hakları korumak yerine onları ortadan kaldırma girişimleri, yaşanan tarihsel gerçeklerle ortaya konulduğu için, özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra, uluslararası korumaya ağırlık verilmiştir. Uluslararası barış ve güvenliği sağlamak üzere kurulan evrensel ya da bölgesel örgütlerin temel amaçları arasında, insan haklarını korumak başta gelmektedir. Uluslararası barışın temel şartı olarak görülen insan haklarını korumak üzere bir çok mekanizmalar kurulmuştur. Uluslararası insan haklarını koruma mekanizmaları olarak bilinen bu mekanizmalar aracılığı ile insan haklarının korunması konusunda asgari standartlar belirlenmekte, bu standartların dünya devletleri tarafından antlaşmalar yoluyla kabul edilmesi sağlanmakta ve bu standartlara devletlerin uyup uymadığı denetim mekanizmaları kanalıyla izlenmektedir. Bu kapsamda devletlerden antlaşmalarla kabul ettikleri haklara ilişkin düzenli raporlar istenmekte ve bu raporlar aracılığı ile devletlerin hakların korunmasına ilişkin yükümlülükleri takip edilmektedir. Ayrıca bu mekanizmalarda hakları ihlal eden devletlere yönelik, diğer devletlerden ve bireylerden gelen şikâyetler incelenmekte ve ihlal tespit edilmesi durumunda ilgili devletle temasa geçerek sorunun çözülmesi sağlanmaktadır. Bu mekanizmalar yeri geldiğinde ülkelere ziyaretler gerçekleştirerek insan hakları konularında incelemeler yapmakta ve elde ettikleri sonuçları bir rapor haline getirerek dünya kamuoyuyla paylaşmaktadırlar.

Günümüz dünyasında, insan haklarının korunması konusunda öncelikli sorumluluk devlete yüklenmiş olmakla birlikte, devletlerin üstüne düşün sorumlulukları yerine getirmemesi durumunda, uluslararası insan hakları mekanizmalarının devreye girdiği görülmektedir. Bu mekanizmalar nezdinde, insan hakları ihlallerinden sorumlu olan devletler, dünya kamuoyuna duyurularak, devletin siyasi ve ekonomik olarak prestij kaybına uğraması sağlanabilmektedir. İnsan hakları ihlalleri ile anılan devletler, evrensel ve bölgesel nitelikte siyasi ve ekonomik örgütlerin baskısı altında kalmakta ve uluslar arası toplumdan dışlanmaktadır.

Kısacası günümüzde insan haklarının korunması ulusal alandan başlayıp, uluslararası alana taşınan bir bütünlük içinde sağlanmaktadır. Uluslararası korumadan yararlanabilmek için ulusal korumayı tüketmek şart koşulmaktadır. Ulusal hukukta hakkını aradığı halde bir sonuç elde edemeyen kişilere, sivil toplum örgütlerine, uluslararası koruma mekanizmalarına başvurma ve hakkını uluslararası hukukta arama imkânı getirilmektedir. Uluslararası mekanizmalar gerekli korumayı sağlamayan devleti, tazminata mahkûm edebildiği gibi, ihlale derhal son vermesini isteyebilmekte ve bunu yapmayan devletlere bir takım yaptırımlar uygulayabilmektedirler. En yaygın yöntem olarak, devletin gerçekleştirdiği bu ihlaller bir raporla dünya kamuoyuna duyurulmakta ve bu devlete karşı siyasi ve ekonomik bir baskı oluşması sağlanmaktadır. Siyasi baskıların başında, uluslararası örgütlerden dışlanmak ya da kabul edilmemek gelmektedir. Ekonomik yaptırımlar olarak da çeşitli kredi kuruluşlarından kredi alması engellenebilmekte ve bir takım ticari ilişkiler kesilmektedir. Bu nedenle bir devlet için insan haklarını korumak, kendi ulusal toplumu karşısında olduğu kadar, uluslar arası toplum karşısında da meşruluğunun temeli kabul edilmektedir.

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :