Dürüstlük ve Doğruluk Nedir

Dürüstlük ve Doğruluk Nedir

Dürüstlük manevi bir yükümlülüktür. Yaradanımıza karşı sözümüzdür. Daha peygamberlik gelmeden emin lakabıyla tanınan Peygamberimize(s.a.v) bağlı olmanın gereğidir. Bu yüzden dürüstlüğün seçiminden herkes kendisi sorumludur. Yani insan dürüst de olabilir, sahtekâr da. Yetişme tarzımız elbet etkilidir. Ama kişi kendine çeki düzen vermek, dürüstlüğü hedeflemek zorundadır. Her kişi azami gayret göstermelidir. İnsan olmanın gereği budur.

Doğruluk Nedir

--Bir kişinin itibarlı ve saygın oluşu dürüst olduğunu göstermez. Bu ikisi farklı şeylerdir, özellikle günümüzde böyledir.

--Dürüstlük, ikiyüzlü olmamak demektir. Birinin kendisi için bir yüz, başkaları için başka yüz takınıp, sonunda hangisinin gerçek olduğu konusunda dehşete düşmesi ne kötüdür. Dürüstlük tehlikeye atıldığında, kişi kendini tehlikeye atmış demektir.

--Dürüst kişiler yalan söylemeyi, gerçeklerin çarpıtılması olarak gördükleri için aldatıcı tavırlar içine girmezler. Bunun yanında, başkalarını korumak amacıyla olayları çarpıtmayı da reddederler. Kendi dünyalarının hakimi olduklarını, başkalarının da böyle olduğunu bilirler.

--Herkesin muhakkak yanlışları olacaktır. Ancak insanlara karşı açık olup, zaaflarını kabul edenlerin samimiyeti ve dürüstlüğü takdir edilecektir. Böylece insanlar, böyle kişilerle daha rahat ilişki kuracaklardır.

--Dürüst olanlar verdikleri sözleri yerine getirirler. Yapamayacakları vaatlerde bulunmazlar. Bir şeyi yapacaklarını söylediklerinde bunun için uğraşırlar.

--Başka insanların başarılı olmasına yardımcı olurlar, onların yollarını açarlar. Başkalarına destek verdiklerini açıkça söylerler.

--Dünyaya hizmet edilmek için değil, hizmet etmek için geldiklerini düşünürler. Başkalarına, kendilerinden ve zamanlarından bir şeyler vererek ilgilenirler. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası dokunandır hadis-i şerifini kendilerine rehber edinirler. Dürüst insanlar, alıcı olmaktan çok vericidirler.

--Prensipleri daima şudur: Elimizdeki gücü insanlara yardım için kullanalım. Bu güç bize, ne kendi amaçlarımızı yerine getirmek, ne insanlara şov yapmak, ne de isim yapmak(şöhret) için verildi. Bu gücü kullanmanın tek adil yolu insanlara hizmet etmektir.

--Dürüstlükten taviz vermezler ve hiçbir şey onları satın alamaz.

--Küçük şeyleri önemserler. Küçük ayrıntıda doğru davranırlarsa, ahlaki ve etik olarak da doğru yolda olacaklarını bilirler.

--Kendilerine yapılmasını istemedikleri bir şeyin, başkasına yapılmasına engel olurlar.

Dürüstlük en iyi dostumuz, en sadık arkadaşımızdır. Yalnız kaldığımızda, kendimizi dinlediğimizde, içimizi huzurla doldurur. Aynı zamanda başkalarının bize güvenmesine imkan tanır. Güven ise kişisel ve mesleki ilişkilerin iyi olmasında en önemli faktördür.

Dürüstlüğün aynı zamanda, mutluluk ve kendimizle barışık olmanın anahtarı olduğunu da unutmayalım. 

Kaynak:

Mutluluk Elimizde/Psikiyatrist Doç.Dr.Sefa Saygılı

Doğruluk ve Dürüstlük İle İlgili Atasözleri ve Açıklamaları

Yalancının cezası kimsenin kendisine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.(Bernard Shaw)

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Özellikle çıkarlarını düşünen insanların çoğaldığı, fedakârlığın azaldığı yerlerde yalan dolan, hile, ahlâksızlık artar ve insanlar ikiyüzlü olurlar. Böyle bir ortamda doğru sözlü olan, sözünü esirgemeyen ve sakınmadan herkesi eleştiren kişiyi kimse sevmez. Herkes onu kınar, yanından ve yöresinden uzaklaştırmaya çalışır. Çünkü bu kişi doğru sözleriyle ahlâksızlık üzerine bina edilmiş menfaat düzenini bozmaya çalışır ve çok kimseyi rahatsız eder. Dolayısıyla çıkarları zedelenen, kusurları yüzüne söylenen, ikiyüzlülükleri yüzlerine çarpılan insanlar tarafından hor görülüp kovulurlar.

Doğru söz (ağıdan) acıdır.
Kimi insanlara (özellikle yalancı, çıkarcı, ahlâkı bozuk) kusurlarını, yanlışlarını, düzensizliklerini, yolsuzluklarını ortaya çıkaran sözleri yüzüne karşı söylemek çok acı gelir. Çünkü çoklukla bu tür insanlar ya açıklarının ortaya çıkmasını istemezler ya da doğru sandıkları hareketlerinin yanlış olduğunu kabul etmezler.

Doğrunun yardımcısı Allah`tır.
Hak ve adaletten kopmayan, işlerinde doğruluktan ayrılmayan kişiye Yüce Allah her zaman yardım eder.

Doğruluk minarede kalmış.
Dünyada doğru kimse kalmamıştır. Doğru sandığımız binde bir kişi de içinden eğridir; dıştan göründüğü gibi değildir.

Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz.
Bu iki şey tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde ise hak yeme, sömürü, eğrilik, azgınlık vardır ve orada da ne adalet ne de âdil vardır.

Hak deyince akan sular durur.
Anlaşmazlıklarda doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık, hakkaniyet yolundan hareket edilirse kimsenin söyleyecek bir sözü, eleştirisi kalmaz anlamında bir söz.

Emanete hıyanet olmaz.
Emanet olarak bize bırakılan şeyi iyi korumamak, kendi yararımıza kullanıp yıpratmak, törelerimize ve doğruluk kurallarına aykırıdır.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Yalan söyleyenin yalanı bir gün mutlaka ortaya çıkar.

Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
Doğru sözlü olan kişi, bulunduğu yerden ayrılmaya hazır olmalıdır. Çünkü sevilmeyen, istenmeyen kişi olacak, orada barınamayacaktır.

Doğru söz katarından belli olur.
Bir sözün doğru olup olmadığı gelişinden, tutarlı olup olmamasından anlaşılır.

Doğru söz yemin istemez.
Yemin, yalan olduğu düşünülebilen sözün doğruluğuna inandırmak içindir. Sözün doğruluğunda kuşku yoksa yemine gereklik yoktur.

Doğruluk dost kapısı.
Doğru olan kişiyi herkes dost bilir. Herkes ona koşar.

Dürüstlük İle İlgili Güzel Bir Hikâye

Köyün birinde bir yaşlı karı koca yaşarlarmış. Bunlarında tek bir oğulları varmış. Oğullarına sevgiyi dürüstlüğü, doğruluğu ve dahası insanlığı çok iyi bir biçimde öğretmişler. Ve gün gelmiş oğulları askere gidecek yaşa gelmiş. Oğullarını vatan borcu için askere göndermişler. Ve köyde bir başlarına kala kalmışlar. Ne gelen nede gidenleri nede arayıp soranları yokmuş. Yaşlı kadın kocasına bey keşke bize de misafir gelse ne güzel olur der. Onu en iyi şekilde ağırlardık der. Fakat ne gelen nede arayıp soranları varmış. Ve bir gün bir yolcu bunların köyden geçer. Tesadüf buya aç susuzdur. Atı da yorgun ve bitap düşmüştür. Yaşlı karı koca bu yolcuyu evlerine davet edip biraz dinlenmesini isterler. Yolcuda bu teklifi geri çevirmeyip kendisinin de buna ihtiyacı olduğun bir kaç gün dinlenip güç toplayacağını düşünür. Mümkünse beş gün kalacağını söyler. Bu duruma ikisi de çok sevinir. Bizim için bir şereftir derler. Akşam olur yaşlı kadın misafire yatak açar. Kadın kendince misafirin bu yumuşak yatakta çok rahat edeceğini düşünür. Ve yolcu yatar. Sabah vakti horozlar öter gün ışımaya başlar. Yaşlı kadın erkenden kalkar misafire çok güzel bir kahvaltı hazırlarlar ve bundan da son derece mutluluk duymaktadır. Sofrada nerdeyse bir kuş sütü eksiktir. Misafir kalkar kahvaltıyı görür kendince böyle bir kahvaltıya hasret kalmış olduğunu düşünür. Güzelce bir karnını doyurur. Tıka basa yer ve sofradan kalkar. Bir teşekkür bile etmez. Yaşlı kadın bunu pek dikkate almaz unutmuştur belki hoş görür. Bir, iki, üç, dört beş gün derken kadın kocasına. Bey der bu adam çok nankör biriymiş o kadar hizmet ettik bir kere olsun teşekkür etmedi. Adam beşinci günün sonunda artık benim gitme vaktim geldi der. Sizden bana yolluk hazırlamanızı isteyebilir miyim Der. Yaşlı kadın tabi ki der ve hazırlar. Misafir giderken kadın dayanamayıp sorar neden bu yaptıklarımıza rağmen hiç teşekkür etmedin der. Yolcuda şu cevabı verir. Kim ne yaparsa kendine der. Ve çeker gider. Fakat yaşlı kadın yolcunun çok nankör olduğunu düşündüğü için azığına zehir katmıştır. Yolcu az gider uz gider ve karnı acıkır. Bir derenin kenarına oturur. Orada bir tane genç oturmaktadır. Karnın açsa beraber yemek yemesini ister. Yolcu gence sen başla ben su alıp geleyim der ve dereye gider genç çoktan yemiş ve zehirlenmiştir. Zehirlenen genç yaşlı karı kocanın oğludur. Kim ne yaparsa kendine yapar.

Doğruluk Nedir

Doğru olma hâli, dürüstlük, sıdk, sadâkat, istikamet, hak, hidâyet anlamına gelen itikadî ve ahlâkî bir kavram. Allah'ın emrine ve kanunlarına uygun bir yol izlemek ve insanların haklarına riâyet etmek demektir. İman eden ve inancını hayata geçiren doğru insan, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in en güzel ahlâkını örnek alır.

Kur'ân-ı Kerim, doğruluğa dair birçok âyet ihtiva eder. Sıdk, istikamet; hidâyet gibi çeşitli türevleri olan doğruluk, ahlâkî vasıfların tümünü kendinde toplar. Özünde Allah'a, meleklere, âhirete, kitaplara, peygamberlere inanan, mallarını akrabaya, yetimlere, yoksullara harcayan, namaz kılan, zekât veren, oruç tutan, sabreden, sözünde duran, cihat eden... müminlerin bütün bu vasıfları doğruluk hâlinin tezâhürleridir. Doğruluk vasfı, Doğru Yol'un anlaşılmasıyla gerçeklik kazanır.

"Alemlerin Rabb'i Allah'a hamdolsun, Rahman'dır, Rahîm'dir. Din gününün sahibidir. Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna..." (el-Fâtiha, 1/1-6) âyetleriyle başlayan Kur'ân-ı Kerim, doğruluk yolunu ve bunun aksini sapmışların yolu olarak çeşitli âyetlerle açıklar. O'na kulluk etmek, doğruluğun ve doğru yolun ta kendisidir. Allah, O'na inananları ve yoluna yapışanları rahmet ve lutfa mazhar eder, onları doğru yola iletir. Öğüt alanlar için âyetleri Allah geniş geniş açıklamıştır. ".... Emrolunduğun gibi dosdoğru ol..." (Hûd, 11/112; eş-Şûrâ, 42/15) buyuran Allah, hâlis kullarını azmış şeytandan korumaktadır. (bk. Hicr Süresi) Allah, müminlerin kendisinden korkmalarını ve ölçüyü doğru tutmalarını emretmektedir. Sözünde doğru olması için uyarılan müminler, doğrulukları karşılığında cennet'e gireceklerdir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

Doğruluk, en iyi, takva hâlinde gerçekleşebilir. Âyette "Doğrularla beraber olun" (et-Tevbe, 9/119) buyurulması, bu kavramın toplumsal oluşuna delâlet eder. Doğruluk bir misâktır, kulluk ahdidir: Ahde vefa ve sadakatın mükâfatı hem dünyada hem âhirette verilecektir. Sıddıkların özellikleri ana hatlarıyla açıklanmıştır. Bunlar; sabır, itaat, infâk, istiğfar, ihlâs, takva, haya, emanet gibi özelliklerdir.

Doğruluğun karşısında yalancılık, bâtıl, dalâlet gibi özellikler bulunmaktadır. Muttakiler asla yalan söylemezler. Hz. Peygamber, "el-Emîn" olarak tanınmıştı. Yalancılık ise, dar anlamıyla insanın günlük hayatta söz ve davranışlarında doğruluktan uzaklaşması anlamına gelir. Geniş anlamda Allah'ın emir ve yasakları ile alay etmek, Allah'a iftirada bulunmaktır. Bu da müşriklerin sıfatıdır. Allah yalancı kâfirleri doğru yola iletmeyeceğini Kur'ân'da birçok âyette açıklamış, onları lânetlemiş ve büyük bir azaba uğrayacaklarını bildirmiştir. Allah mü'minlere şöyle buyurur "Yalan sözden kaçının. " (el-Hacc, 22/60). Bir diğer yalancı grup, münâfıklardır. Bunların özelliği yalan yere yemin etmeleridir. Bunlar, sahtekâr kimseler olup küfürlerini gizlemişlerdir.

Davranışlarda doğruluğa hakkâniyet de denir. Bu da adalet, insaf ve merhametten ibarettir. Doğruluğun, vahyî temellerinin anlaşılmasından sonra, düşüncenin eyleme geçirilmesinde en başta dile hakimiyet gelmektedir. Dil, düşüncenin iletim vasıtasıdır. Müminler söz söylerken doğruyu söyler, gereksiz yere konuşmaz, kötü söz söylemezler; ya hayır konuşurlar yahut susarlar.

Doğruluk; düşüncede, sözde, niyette, iradede, azimde, vefâ ve amelde doğruluk şeklinde tezâhür eder. Bütün bunların kaynağı, Kur'ân ve Sünnet'tedir. Öte yandan, düşünce ve eylem birliği doğruluğun esasıdır. Düşüncede ve inançta tam manasıyla İslâm'a yönelinmedikçe ve İslâmî hükümlere teslim olunmadıkça davranışların doğru olması mümkün değildir. Doğru olan ahlâk Hz. Peygamber'in ahlâkıdır; bunun dışında doğru bir yol yoktur. Zira Rasûlullah (s.a.s.) "dosdoğru ol" mesajı ile "Hûd sûresi beni kocattı" diye buyurarak doğruluğun önemini ve insana yüklediği sorumluluğu ifade etmiştir (Kadı Beydâvî, Envârü't-Tenzîl, I, 580; Elmalılı Hamdi Yazn, Hak Dini Kur'ân Dili, IV, 2829) Yine O, "Beni Rabbim en güzel şekilde terbiye etti." (el-Münâvî, Feyzu'l-Kadir şerhu Camii's-Sahih, 310) buyurmuştur.

Bugünkü beşeri sistemlerin işleyişi gerek toplumsal düzeyde gerek fert olarak, yalancılık temeline dayalıdır. Çünkü insanlarda Allah korkusu kalmamıştır. İnsanlar arası ahlâkî ilişkiler suni ve doğruluktan uzaktır. Toplum emin bir toplum değildir, kuşku toplumudur. Böyle bir toplumda hakikat, beyanların aldatıcılığı sebebiyle ortaya çıkamamakta; insanlar Allah için, O'na inanıp davranmadıklarından birbirlerine söz ve işlerinde güven duygusunu tamamen kaybetmiş görünmektedirler.

İslâm dışı fert ve toplum hayatında doğruluğun bir anlamı yoktur. Çünkü düzenler zulüm üzerine kuruludur ve insanlar şahsî çıkarları peşinde birbirlerini kandırmak için türlü oyunlara başvurmaktadırlar. Bu bozuk bir hayat düzenidir. Sorumsuz, çirkin davranışların hakim olduğu düzen, müslümanların hakka yaklaştırıcı en güzel hasletlerini de yozlaştırmıştır. İnsanlar her geçen gün doğru yoldan uzaklaşmaya, âhiret yurdunu aramaktansa materyalist dünyanın hevâ ve heveslerine uymaya başlamışlardır. cahilî bir toplumda müslümanlar da gayr-i İslâmî günlük hayata ayak uydurmuş gözüktükleri ve tanınamadıkları için, İslâm'ı tanıtmak ve yaşatmak mümkün olmamaktadır. Bizzat müslümanların doğruluk düsturuna uymamaları bir toplumun helâk olması için yeterlidir. Çünkü hakkı tavsiye eden olmazsa veya insanlar hata içinde yüzerken hakkı tavsiye etmeye kalkılırsa o toplum çökmüş demektir. Bir sahabi Hz. Peygamber'e "Ya Rasûlullah bana İslâm'ı öyle tanıt ki, senden başka birine sorma ihtiyacını duymayayım" deyince, Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol." (Müslim, İman, 62; Ahmed b. Hanbel, III, 413). Başka bir hadis-i şerifte de "Doğru olunuz, kurtuluşa erersiniz" (İbn Mâce, Tahâre, 4, Dârimî, Vudu', 2) buyurulmuştur.

Anglikan kilisenin Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyye'ye sorduğu "İslâm, fikre ve hayata ne vermiştir " sorusuna bir İslâm âlimi tek cümle ile "Fikre tevhid, hayata istikamet (doğruluk) vermiştir." şeklinde cevaplamıştı. Doğruluk ilkesini bırakan ve bezginliğe yönelenlere Allah şöyle buyurur: "... Benim âyetlerimi birkaç paraya satmayın ve benden sakının. " (el-Bakara, 2/41).

İslâm'ın hayat yolu sırat-ı müstakim'dir; yani dosdoğru yoldur. O yola girenlere bir üzüntü ve korku yoktur. Her şeyden önce doğruluk müslümanın akîdevi özelliğidir. Meselâ, dosdoğru namaz kılmayan bir mümin ibadette tam doğruya uymadığından, diğer davranışlarında da hatalı olacaktır.

Rasûlullah şöyle buyurur: "Doğruluk insanı iyiliğe yönelir, hayırlı işlerde cennet'e kılavuzluk eder. Bir kimse, doğruluğu prensip edinirse sıddîk olur. Yalancılık da insanı kötülüğe ve fücura sürükler. Kötülük de çehennem'e götürür. Bir kimse yalancılığı prensip edinirse Allah'ın divanında kezzab (yalancı) defterine yazılır." (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 146).

Şamil İ.A.

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :