Deyimin Tanımı ve Özellikleri

Deyimin Tanımı ve Özellikleri

Kelime topluluklarının meydana getirdiği anlama deyim denir. Deyimlerin ana unsuru,bir durum ifadesi taşımalarıdır.Bu sebeple kullanışlarında dikkatli olmak gerekir.Deyimlerin,atasözleri ve fıkra-hikayeler olmak üzere iki büyük kaynağı vardır.
Deyimler,dört gramer yapısından oluşmaktadır:
1-Tek bir kelimeden ibaret olup,semantik manasına göre dikkate alınarak.
2-Bileşil fiillerin kendisinden önce gelen kelimeye karşı elde ettiği hakimiyetle.
3-İsmin fiile hakim oluşuyla.
4-Her iki öğenin eşit oranda kalıplaşmasıyla meydana gelir.
Deyimlerin ana karakterini anlamak için cümle içindeki kullanılışlarına dikkat etmek gerekir.Yukarıda sıralanan nitelikler göz önüne alınarak,deyimlerin gruplandırılması şöyle yapılabilir:

1-Alay ve Eğlenme Maksadıyla Yapilan Deyimler:

a-Tasviri olup fiil karakteri taşımadan kullanılanlar:
ör:Ayran budalası
b-Bir hüküm ifade edip atasözü değerine ulaşanlar:
ör:Atı alan Üsküdar'ı geçti
c-Hikaye karakteri gösterenler:
ör:Hoppala
d-Fiilin hakim olduğu deyimler:
ör:Akıldan yana züğürt olmak

2-Hikaye Deyimleri:

a-Tasviri mahiyette olanlar:
ör:Adet yerini bulsun
b-Dua mahiyetinde olanlar:
ör:Bereket versin
c-Hitap olarak kullanılanlar
ör:Ayol
d-Üzüntüyü,eseflenmeyi ifade edenler:
ör:Ah aksi şeytan
e-Konuşmayı devam ettirmek amacıyla kullanılanlar:
ör:Ha,ne diyordum
f-Teselli mahiyetinde kullanılanlar:
ör:Adam sen de

3-Tasviri Nitelikte Deyimler:

a-Tasviri olanlar:
ör:Kuyu anası
b-Fiilin hakim olduğu deyimler:
ör:Alçak gönüllü olmak

4-Mübalağa Deyimleri:

a-Tasviri mahiyette olanlar:
ör:Ağzı açık kalmak
b-Alay ve eğlenme ihtiva edenler:
ör:Dananın kuyruğunu koparmak
c-Küçümseme,tahkir ve ihtar unsurlarını içine alanlar:
ör:Yüreğinde dağ açılmak

5-Dua Deyimleri:
a-Nezaket ve iltifat unsurlarının hakim olduğu dua deyimleri:
ör:Allah bir arada kocatsın
b-Vecize mahiyetinde olan dua deyimleri:
ör:Nemrut'un ateşini Hz.İbrahim'e gülzar eden Allah,sizin de yaktığınız ateşi bize selamet nuru etsin.
c-İstihza yollu söylenen ve dalkavukluk çeşnisi ile bulunan deyimler:
ör:Allah akıl versin,çok yaşa
d-Allah'a şükür anlamında yapılan deyimler:
ör:Hamdolsun,bin şükür.
e-Büyü,tılsım bozmak veya yapmak için kullanılan deyimler:
ör:Üzerliksin hevasın,her dertlere devasın

6-İltifat,Dalkavukluk,Yaltaklanma ve Sevgi Deyimleri:

a-Saray çevresinde padişah ve diğer devlet ricalini tasvir,takdir ve dalkavukluk için kullanılan deyimler:
ör:Devletli,efendizadem
b-Sevgiliye veya yaranılmak istenen kimseye karşı kullanılan hitap deyimleri:
ör:A canım,canımın içi,ciğerimin köşesi,elmasım
c-Sevgiliyi veya yaltaklık edileni tasvir için kullanılanlar:
ör:Afeti can,gazali rana,hokka gibi ağızlı,kiraz gibi dudaklı
d-Sevilen veya yaranılmak istenen şahsa söylenen,fiilin hakim olduğu deyimler:
ör:Keremin arpa tarlası gibi yanmak
e-Aşırı bir alçakgönüllülük veya kendini küçültmekle yapılan dalkavukluklar,yalvarmalar,dua mahiyetinde olanlar:
ör:Bağışlayınız,af buyurunuz,Allah ömürler versin

7-Beddualar:

a-Uzuvlar üzerine yapılan beddualar:
ör:Ağzı kurusun,burnu kırılsın,elleri yumurcaktan kopsun
b-Soyut anlam taşıyanlar:
ör:Adı batsın,Aklı kurusun
c-Vasıtala Beddualar:
ör:Ziftin pekini ye
d-Alay yollu beddualar:
ör:Deli diyenin tepesi delinsin,iki gözün bir delikten fırlasın

8-İhtar Mahiyetinde Deyimler:

a-Tek kelimeden ibaret olanlar:
ör:Savul,yıkıl v.b.
b-Soyut anlam taşıyanlar:
ör:Hanya'yı Konya'yı haddini bildiririm.
c-Uzuvlara dayanılarak yapılan ihtarlar:
ör:Ağzını düzelt,dilini tut
d-Vasıtalı ihtarlar:
ör:Eşek sudan gelinceye kadar dövmek

9-Küfür Ve Hakaret Deyimleri:

a-Tek kelime halinde olan,içinde tasviri,soyutluk ve hafif bir şekilde kıyaslama unsurları bulunan küfür ve hakaret deyimleri:
ör:Alık,balkabağı,marsık,kınamsık
b-Tek kelime halinde olan fiili hakaret deyimleri:
ör:Zıbarmak,kudurtmak
c-Birden fazla kelimeli fiili hakaret deyimleri:
ör.Boyundan büyük işe kalkışmak
d-Tasvir unsuru hakim olanlar:
ör:Ayran budalası,düz taban,çenesi düşük
e-Hayvanlardan yararlanılarak yapılan ve herif gibi kelimelerle beraber kullanılan ağır küfür ve hakaret deyimleri:
ör:Ağanın beygiri,kılkuyruk herif,köpoğlu v.b.

10-Sedayi Takliden Meydana Gelen Deyimler:

Bu deyimler,doğadaki tabii ses taklitleriyle yapıldıkları gibi anlamsız kelimelerin yan yana gelmesiyle de meydana gelebilirler. Bunlarda amaç,tasvir ettikleri semantik manadır.Söz konusu ses taklidi bir kelimeyle açıklanır.
ör:Bıcı bıcı yapmak.
Yukarıda deyimlerinin ve atasözlerinin gramer ve fonetik açıdan sahip oldukları özellikler sıralanmıştır.Şimdi bu iki türün birbirleriyle olan ilişkilerini gözden geçirmeye çalışacağız.

Deyimlerin Atasözlerinden farkı şöyle özetlenebilir:

1-Deyimler kavram ve durum bildirirler.

2-Deyimlerin mecazlı anlamı vardır.

3-Deyimlerin öyküsü,efsanesi ve kaynağı genellikle vardır.

4-Deyimleri anlatım kalıbı olarak görebiliriz.

5-Deyimlerde kesin hüküm,öğüt,yol göstericilik yoktur.Bu yüzden genel kural oluşturmazlar.

Not: Atasözleri için de yukarıda belirtilen açıklamaların tersi geçerlidir.
Deyimler ile atasözlerinin benzer tarafları şunlardır:

1-Her ikisinde de kelimelerde mecaz,istiare ve kinaye vardır.

2-Kelime dizilişleri değiştirilemez.

3-Sözdeki kelimelerin eş anlamlısını kelimenin yerine koymak olumlu bir sonuç vermez,sözü bozar.

4-Biçim yönünden birbirlerine benzerler.

Özrü Kabahatinden Büyük

Padişahlardan bir tanesi dalkavuğuna çok kızmıştır. Kelleni alacağım senin demiştir. Beri taraftan, dalkavuğunun aslında çok imrendiği zekâsıyla da alay etmek gelir aklına;

- " Amma " der. " Öyle bir şey yap, öyle bir şey söyle ki özrün kabahatinden büyük olsun! O zaman kelleni kurtaracaksın " Arkasını dönüp sofaya doğru geçen Padişahın kararının kesin olduğunu anlayan dalkavuk telaş içindedir. Hemen düşünmeye başlar. Can korkusuyla titreyen dalkavuk o sırada arkası dönük Padişahın bir ayağını yukarıya, basamağa attığını görür, koşarak Padişahın poposuna bir el atar. Şaşkınlık ve zaten var olan öfkenin katlanmışıyla arkasına dönen Padişah, gürler;

- " Bre densiz! Ölümünü bu kadar çok mu yakına aldın Allahhhhh..."

Boynu bükük, yere bakan dalkavuk aman dilenir;

- " Özür dilerim Padişahım. Sizi dalgınlıkla Valide Sultan zannettim de! "

Dalkavuğun kellesi kurtulmuştur.  

Pabucu Dama Atılmak

Sepicilerin ( Debbağların yani derici, tabaklama ustası) yaptığı, gerekse daha sonra Kethüdalar tarafından yapılan denetimlerde kalitesiz mal ürettiği tespit edilen ayakkabı ustalarının malı kesilerek, dükkanının, herkesin görebileceği  yükseklikteki damına atılırmış, Damdaki ayakkabıları görenler dükkandan ayaklarını keserek, ayıplarlarmış. Malı ve kendisi ayıplanan usta da, utancından o diyarı terk etmek zorunda kalırmış.

Ali Paşa Vergisi

Osmanlı zamanının Ali Paşası eğlenceye çok düşkünmüş. Her akşam, sazlar, kızlar,şarkılar... E, yalı da yalıymış hani. Üstüne bir de Boğazın o zamanlardaki dingin ve temiz manzarası, özel rakının yanında da iyi gidermiş. Ali paşa aslında aşırı tutkulu ve cimri birisiymiş. İçki emeline ulaştığı zaman Ali paşanın cimriliğinden eser kalmazmış. Akşam bütün hanımlara çeşitli mücevherler dağıtırmış. Sabah uyandığında bir bakarmış ki hanımlar mutlu; ben ne yaptım dermiş. Hemen akşam verdiklerini geri toplatırmış; küçük bahşişlerle durumu idare edermiş. Bu durum bir müddet sonra toplantılara katılan hanımlar ve yalının gediklileri tarafından kanıksanmış. Yeni birisi geldiğinde, mücevherlerin karşısında dilini yutacak olduğunda, önce verilip sonra geri alınması vergiyi çağrıştırdığından olacak ki;

- " Sabaha kadar keyfini çıkartmaya bak. Bunlar Ali Paşa vergisi! " derlermiş.

Afyonu Patlamamak

Eskiden devlet büyükleri arada sinirlerini yatıştırmak için afyon macunu yerlermiş. Ama ramazan gelince imsakten sonra yiyip içmek günah. Kolayını şöyle bulmuşlar. Beyefendi, sahur sırasında kursağa sarılan afyon macununu da yutarmış. Kursak, mide asitlerine dayanamayarak kuşluk vakti erir, afyon da ortaya çıkıp etkisini gösterirmiş. Birdenbire kızıp, ortalığı toz duman etmeye başlayanlar için kullanılan ''Afyonu henüz patlamamış'' deyimi de buradan gelirmiş.

 Baklayı Dilinin Altından Çıkartmak

Vaktiyle Derviş Mehmet adında biri varmış. Derviş gayet küfürbaz imiş. Herkes dervişin küfründen bıkmış. Hemen her gün derviş hakkında şeyhe beş on şikayetçi gelirmiş. Şeyh gayet sevilen ve nüfuzlu biri imiş. Derviş Mehmet de şeyhine son derece hürmet edermiş. Edermiş ama şeyhinin bu kadar nasihatine, kendisinin bu kadar tövbesine rağmen yine de küfründen vazgeçmez imiş. Öyle bir huy olmuş ki ne kadar yemin etse yine kendini küfürden alamazmış. Şeyh bakmış ki olacak gibi değil, Dervişin ağzına, dilinin altına bir bakla koymuş. Derviş, ne zaman küfür için ağzını açsa, dilinin altındaki bakla buna izin vermeyecek, o da küfürden vazgeçerek ağzını kapayacak. Bunun gerçekten etkisi olmuş. Derviş Mehmet ağzındaki bakla sayesinde küfür edemez bir hale gelmiş. Bir gün şeyhiyle bir türbeyi ziyaretten dönüyorlarmış. Bir evin penceresinden bir kız çocuğu bağırmış;

- " Aman şeyh efendi durunuz! " Şeyh, müridi Derviş Mehmet ile durmuş. Hafif hafif yağmur da çiseliyormuş. Herhalde evden bir gereği var diye beklemişler. Fakat aradan beş on dakika geçmiş, ne kapı açılıyor ne de çağıran oluyor. Bu arada yağmurda gittikçe artmaya başlamış. Şeyh, müridine git kapıyı çal demiş. Derviş Mehmet kapıyı çalıp işi anlayayım derken ikinci bir feryat;

- " Aman, Allah aşkına! Biraz bekleyiniz, şimdi bitecek. " Anlaşılan kadınlar içeride iyice örtünmediler veya odaları topluyorlardır ya da önemli bir sebep vardır diye şeyh ve müridi beklemeye devam etmişler. Aradan yarım saat  geçmiş, yine ses yok. Hala yağan yağmurun altında ıslandıkları için iyice hiddetlenen şeyh bu sefer bizzat kendisi kapıya doğru gitmiş. Tam kapıyı çalacağı sırada pencereden bir ses;

- " Şeyh efendi, işimiz bitti. Artık gidebilirisiniz. " demiş. Yağmurun ıslaklığını sırtında hisseden şeyh hiddetle sormuş;

- " Peki kızım, bizi bu kadar zaman neye beklettiniz "

- " Efendim, tavuklarımız kuluçkaya oturmuşlardı. Komşumuz ebe nine, tavuğun sahibi tarafından eğer bir süre büyük bir kavuğa bakılırsa civcivlerin tepeli olacağını söyledi. Onun için deminden beri annem sizin kavuğa bakıyordu! " Kız çocuğu bunu söylerken Derviş Mehmet, yalvarırcasına ve manidar bir şekilde şeyhinin yüzüne bakmış. Bizim Şeyh, Derviş Mehmet'e, deyim halini alacak olan sözünü işte o zaman söylemiş:

- " Lan Derviş, çıkar dilinin altındaki baklayı! "

 Cemaziyülevvelini Bilmek

Cemaziyülevvel: Ay takviminin beşinci ayı, büyük tövbe ayı. 26 Aralık 1925' te kabul edilen Milâdî Takvim' den önce kullandığımız Rûmî Takvim'e göre ayların isimleri şöyleydi: Muharrem, Sefer, Rebiyülevvel, Rebiyülahır, Cemaziyülevvel, Cemaziyülahır, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. 1 Ocak 1926' dan itibaren senenin ayları bugünkü isimlerini aldı. Osmanlı Devleti zamanlarında memurların sıkıntıda olanları evrakların toplandığı, saklandığı eskimiş çuvalları atmazlarmış. Bunlara ay torbası da denirdi. Atılacak olan bu ay torbalarını alan zor durumdaki memurlar, bunlardan don, fanilâ gibi iç giysileri yaparlardı.Tuvalette arkadaşının donunun üzerindeki " Ay İsmini "  gören bir arkadaşı, daha sonra memurun atıp tuttuğunu görünce, " Çok konuşma, ben senin Cemaziyülevvelini bilirim! " diye ikaz etmesinden doğduğu söylenmektedir.

İki Dirhem  Bir Çekirdek

Osmanlıda Dirhem, Okkanın dört yüzde birine eşit olan, 3,148 gramlık eski bir ağırlık ölçüsüdür. İstanbul için bir dirhem 3, 207 gram olarak tespit edilmiştir. Çekirdek ise, kuyumculukta kullanılan ve beş santigrama eşit olan ağırlık ölçüsüdür. Bir altın sikke ise, iki dirhem bir çekirdek ağırlığında gelmektedir. Yani, bir altın lira, iki dirhem bir çekirdek olarak basılmaktadır. Güzel giyinmiş kişilere de beğeni olarak denilmeye başlanmıştır. Altın kıymetinde ve pırıl pırıl giyim anlamına, " Baksana, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş " denmektedir.

Kol Gezmek

Osmanlılar zamanında şehir ve kasabaların asayişini muhafaza maksadıyla zabıta memurlarının dolaşması. Kola çıkmak. Tanzimat' tan evvel sadrazamlar, yeniçeri ağaları, kaptan paşalar kola çıkarlar, yolsuz hareketi görülenleri cezalandırırlardı. Tanzimat' tan sonra kurulan zaptiyelerin ve daha sonra polislerle jandarmaların gece ve gündüz, inzibat ve asayişin temini maksadıyla, çarşı pazarlarla mahalle aralarında dolaşmalarına da kol gezmek denirdi. Yine bu manada devriye gezmek tabiri de kullanılırdı. Geceleri sokakta fenersiz gezmesinden dolayı sekil ve kıyafetinde, kendinde şüphe uyandıran kimseler de kol gezenler tarafından çevrilir. Bunlar karakola ve zindana gönderilmeyip sabaha kadar çalıştırılmak suretiyle cezalandırılmak üzere mahalle hamamının külhanına gönderilirdi. İstanbul un hemen her mahallesinde bulunan hamamların sabah namazından bir iki saat evvel hazır ve acık bulundurulması adetti. Oldukça ağır ve pis islerden sayılan külhancılık eskiden ekseriyetle Ermeniler tarafından görülürdü. Külhancılar, devriye tarafından yakalanıp kendilerine teslim olunanları sabaha kadar odun taşımak, külhan ocaklarını temizlemek gibi işlerde çalıştırırlar ve sabahleyin üstleri basları kurum ve kir içinde bunları salıverirlerdi. Fenersiz gezen hüviyeti meçhul adamların bu suretle hamamlara teslim edilmesi hem kol gezenleri karakola kadar gitme zahmetinden kurtarır, hem de bir daha kimsenin fenersiz gezmemelerini temin ederdi. Kol gezenlerin tatbik ettikleri bu cezalar kanuni olmaktan ziyade örfi idi.

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :